PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tıp eğitimi nereye gidiyor?


steTUSkop
09-29-2009, 00:06
Tıp eğitimi nereye gidiyor?

http://www.medimagazin.com.tr/img//haber/o_lewis.jpg

2009-2010 Eğitim ve Öğretim Dönemi başladı. Türkiye olarak tıp eğitiminde tıp fakültesi sayılarından öğrenci sayısına, müfredatın yoğunluğundan altyapı eksikliklerine birçok şey konuşuluyor. Dünyada da tıp eğitimine yönelik tartışmalar bitmiyor. Tıp eğitimiyle ilgili hem dünyadaki gelişmeleri hem de Türkiye’yi izleyen Amerika’da “Cincinnati Children’s Hospital Medical Center”da öğretim görevlisi olarak çalışan Doç. Dr. Kadriye O Lewis, Medimagazin’in sorularını yanıtladı. Bir eğitimci olan ve tıp doktorlarına eğitim alanında dersler veren Lewis, tıp eğitiminde dünyanın nereye doğru gittiğini anlatırken, Türkiye’de çok kullanılmaya başlayan Probleme Dayalı Öğretim (PDÖ) eğitim sisteminin avantaj ve dezavantajlarını anlattı

RÖPORTAJ-DR. İBRAHİM ERSOY
Bir meslek olarak hekimlik ve bir meslek olarak eğiticilik anlamında hekimlerin genel olarak eğitici özelliklerini değerlendirir misiniz?
Öncelikle bana verdiğiniz bu söyleşi imkânından dolayı size ve Medimagazin ekibine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Eğiticilik ve öğretme, doktorların en önemli aktivitelerinden biridir. Zaten, “doktor” kelimesi de Latince’den gelir ve anlamı “öğretmek” demektir. Yani, her doktorun çok iyi bir eğitimci olması gerekir. Doktorlar tıp öğrencilerine, beraber çalıştıkları ekipteki asistan, hemşire ve diğer personele, hasta sahiplerine ve hastalara sürekli bir öğretim içindedir. Doktor hastalarına tanı koyarken, sağlık planını tartışırken, hastalara öğretirken bunun hastalar üzerindeki tedavi sonuçlarında olumlu etkisi kanıtlanmıştır. Bundan dolayı, toplumun doktorlardan genel olarak beklentisi yüksektir. Doktorlar toplumda hiç kimsenin sahip olmadığı ayrıcalığa sahiptir. Bu ayrıcalık da şundan geliyor; insanın en önemli olgusu olan sağlıkla ilgili hayatına, kişiye özel olan vücuduna dahi gerektiğinde dokunma hakkından geliyor. Bir hekimde aranan en önemli özellikler; çok bilgili, iyi bir bilim adamı olması, görevlerine sadık ve değer yargılarının olması, çok iyi iletişim kurma yeteneğinin yanı sıra düzenli ve zaman planlamasının iyi olması.

Hekimlik mesleği çok stresli bir meslektir. Bu hem hastaya bakma temposu ile ilgili hem de mesleğin doğasında olan bir durum. Hatta, bu konuyla ilgili Amerika’da yapılan bazı araştırmalarda da tıbbın içinde olma ve hasta bakımı ile uğraşmanın bir numaralı stresli meslekler içinde olduğu gösterildi. Fakat çok ilginç olan bir şey, öğretim yapmanın doktorların stres seviyelerini azalttığını, aynı zamanda, zamanının %25’ini öğretim yaparak geçiren doktorların mükemmel örnek olarak gösterildiğini “Medical Education” dergisindeki bir makalede okumuştum. Ben de öğretmenlikten geldiğim için, iyi öğretimin insanı ruhsal olarak bile rahatlattığını bilirim.

Mesleğinde başarılı kişilere baktığımızda genellikle bu kişilerin çok iyi öğretici ve de liderlik özelliklerini gösterdiği bir gerçektir. Özet olarak, her hekimin çok iyi bir öğretici olması gerekiyor. Maalesef, dünyanın hiçbir yerindeki tıp fakültesinde tıp öğrencilerine nasıl iyi öğretmen olunacağı öğretilmiyor.

Tıp eğitiminde “eğiticilerin eğitimi” kimler tarafından yapılmalı?
Eğitim ve öğretim tıp mesleğinde bu kadar önemli olmasına rağmen, eğiticilerin eğitimi konusunda çok az tartışma var. Şimdiye kadar bu konunun üzerinde çok durulmadı. Pek çok üniversitede öğretim görevlilerinin eğitimi altında kısa birkaç saatlik seminer ve “workshop”larla bu açık kapatılmaya çalışıldı. Bildiğim kadarı ile Türkiye’deki pek çok tıp fakültesinde bu konu aynı. Son yıllarda, Amerika’da tıp eğitimine daha fazla önem verilmeye başlandı. Örneğin, bizim “online master” programı (Bu programı ben geliştirdim ve şu an Amerika’da bu alanda bir numara www.cincinnatichildrens.org/masters). Tamamen tıp doktorları ve sağlık birimlerinde çalışan kişilere nasıl iyi öğretmen olunacağı, yetişkinlere nasıl öğretileceği, müfredat geliştirme, eğitimi değerlendirme ve ölçme metotlarının yanı sıra nasıl eğitim araştırması yapılacağını öğretiyoruz. Bizim öğrencilerimiz (hepsi tam gün çalışan tıp doktoru veya sağlık eğitimcileri ve çok çeşitli uzmanlık ve bilim dalından geliyorlar) eğitimi gerçek eğitimcilerden öğreniyor. Bizim programda bir hocamız hariç hepsi eğitimin içinden geliyor. Eğitimin temel prensipleri hangi alanda olursa olsun aynıdır. Bizim programdaki tecrübeme dayalı olarak konuşuyorum. Tıp eğitiminde eğitimcilerin eğitimi gerçek eğitimciler ile iş birliği yapılarak yapılmalı. Böylece her iki taraf da (eğitimciler ve tıpçılar) teknolojinin ve eğitim metotlarının getirdiği değişiklikleri çok daha iyi değerlendirip, çok başarılı sonuçlar elde edebilirler.

Bu arada Abraham Flexner (1866-1959)’den bahsetmeden geçemeyeceğim. Flexner Louisville, Kentucky’de 19 yıl orta öğretimde öğretmenlik ve okul müdürlüğü yapmış çok iyi bir eğitimcidir. 1910 yılında Carnegie Foundation bu ünlü eğitimciyi Amerika ve Kanada’daki 155 tıp okulunda anket ve araştırma yapması için görevlendirdi. Flexner, bu araştırmanın sonucunda 300 sayfalık bir rapor hazırladı. Bu rapor, 1900’lerdeki tıp eğitimi gerçeklerini, tıp mesleğinin değişen niteliklerini ve bundan çıkarılan sonuçları içermektedir. Flexner’in bu çalışması modern tıbbın doğuşuna imza atmış ve tıp eğitiminde çok büyük değişikliklere vesile olmuştur.

Tıp eğitiminde ABD’de ne gibi sistemler kullanılıyor, bunların hangileri daha çok tercih ediliyor?
Amerika’da her tıp fakültesinde kullanılan sistem ve eğitim metotları tıpatıp aynı değildir. Fakat, akredite kurumlarının getirdiği amaçlar doğrultusunda aynı hedefe ve standartlara uymak zorundadırlar. Örneğin; Amerikan Tıp Fakülteleri Derneği (AAMC), Amerikan Tıp Derneği (AMA) ve Lisans Üstü Tıp Eğitimi Akredite Konseyi (ACGME), tıp fakültelerinin uyması gereken ve öğrenciye verilmesi gereken yeterlilikleri saptar. Bunu her tıp fakültesi belli ana bilim dallarına ve uzmanlık alanına göre amaçlarını yazar ve bu yeterliliği nasıl vereceğini belirler. Tıp eğitiminde şimdiye kadar pek çok model ve sistem kullanıldı (Usta-Çıraklık Modeli, Bilim Dalı Modeli, Organ Sistem Modeli, Probleme Dayalı Model, Klinik Sunuya Dayalı Model ve Yeterlilik Modeli). Amerika’da Probleme Dayalı ve Ekip Çalışmasına Dayalı Öğretim Metotları pek çok tıp fakültesinde kullanıldı, fakat son yıllarda bu metotlar popülerliğini epey kaybetmiş durumda. Örneğin; Cincinnati Üniversitesi Tıp Fakültesinde şu an Kanıta Dayalı Tıp (Evidence-based Medicine) modeli uygulanmakta. Aslında Kanıta Dayalı Tıp kavramı Probleme Dayalı Öğrenme (PDÖ) Metodu gibi çok yeni bir yöntem değildir (her ikisi de 1950’de ortaya çıkmış bir metotlar). Kanıta Dayalı Model 1990’lı yıllarda derin etkiler oluşturmaya başlamış bir model olarak tıp eğitiminde tekrar karşımıza çıktı. Bu metot doğru kullanıldığında verdiği en önemli beceri, analitik ve sistematik yaklaşımı (akıl, bilim ve sağduyu) ön plana çıkarmasıdır.

Diğer bir tercih edilen metot da, tıp eğitiminde beceri laboratuvarları ve simülatörlerin kullanılması (Hümanistik eğitim). Şu an pek çok tıp fakültesi yüksek doğruluğu olan simülatörlere (high fidelity simulation) yatırım yapmış durumda. Cincinnati Üniversitesi Tıp Fakültesinin çok iyi simülatör laboratuvarları var. Cincinnati Çocuk Hastanesinde Acil Tıp Bölümünün gerçekleştirdiği çok müthiş ve güçlü bir simülatör merkezi var. Başlangıçta hemşire ve doktorlara PALS algorithms pratiği yapmak için kullanıldı. Şimdi bu merkez, başka hastanelerden gelen personele acil resüsitasyon algoritma, özel alanda uzmanlaşma ve ECMO acilleri konusunda eğitim veriyor. Bilindiği gibi ölümle sonuçlanan tıp hataları gün geçtikçe artıyor. Simülatörün eğitimde kullanılması, tıp eğitimine güvenli, tedbirli ve etkili bir öğrenme yöntemi getirdi. Geleceğin tıp eğitiminde kesinlikle simülatörlere daha çok önem verilecek. Hatta operatör doktorların ve anestezi uzmanlarının eğitim programlarının akredite olabilme şartlarından birisi de bu kurala bağlı olacak.

ABD’de tıp eğitimine yönelik ne gibi tartışmalar yapılıyor?
Tıp eğitiminde her zaman pek çok tartışma yapılır. Yukarıda eğitim metotlarından bahsettim. Diğer tartışma konuları da asistanların çalışma saatleri ve ACGME’nin hasta bakımı, bilgi, uygulamaya dayalı öğrenme ve gelişme, kişisel ve iletişim yetenekleri, etik ve profesyonellik ve sisteme dayalı uygulama alanlarındaki yeterlilikleri. Bu yeterliliklerin içinde en çok tartışılanı etik ve profesyonellik. Hatta bizim öğretim görevlilerinin yıllık değerlendirilmesinde bile kategorilerden birisi profesyonelliktir.

Bundan başka, yeterliliğe dayalı yeni müfredat geliştirme ve bu müfredatın kültürel farklılıklara hassas, bilgi teknolojisine ve ekip çalışmalarına ağırlık veren, veriye dayalı hastalar konusunda karar verme sistemini içeren müfredat olması. Diğer taraftan kaynakları çeşitlendirmesi yöntemleri ve on-line portallar geliştirme. Böylece, tıp öğrencileri, öğretim görevlileri, halk sağlığı uzmanları, halk sağlığı kurumları ve sağlık tüketicilerine tıp bilgi ve kaynaklarını paylaşmak için daimi web sayfaları kurma planları.

Hem teknoloji hem de sosyal değişimlerden de tıp eğitiminin etkilendiğini düşünürsek, tıp eğitiminin geleceğine yönelik bir perspektif sunar mısınız?
Bu çok kapsamlı bir soru. Dünyadaki pek çok dengesizlik düşünülürse (insanların gelir seviyesi ve teknolojinin eşit şekilde dağılım konusu), genel bir perspektif sunmak zor. Fakat hızla ilerleyen teknoloji hem sosyal değişimde hem de tıp eğitiminde olumlu ve olumsuz çok büyük değişiklikler getirdi. Her şeyden önce korkunç bir bilgi patlaması var ve bilginin ömrü çok kısa (en fazla 2-3 yıl) Tabii ki bunun olumsuz etkileri eğitim sistemimizde ve toplumun gerçek sağlık ihtiyaçlarının karşılanması konularını daha karmaşık yapıyor. Öte yandan gerçek ihtiyaçların teknoloji ile paralellik gösterememesi, sağlık hizmetleri maliyetinin geçmişe göre çok yüksek olması, hastalıkların patern değiştirmesi, toplumun sağlık ile ilgili konularda beklentisinin yüksek olması ve eğitim metotlarının yeni neslin ihtiyacının altında olması birtakım güçlüklere ve uçurumlara sebep olmaktadır.

Pek çok aksaklıklara rağmen, tıp eğitiminin geleneksel metotları, teknolojinin getirdiği kolaylıklar ve yeniliklerin yardımıyla değişiyor ve daha çok değişecek. Pek çok tıp fakültesi yeni atılımlar içinde ve yeni fikirler üreterek eğitimi daha etkin hale getirmeye çalışıyor. Yeni nesil tıp öğrencileri ve öğretim görevlileri arasında jenerasyon farkı çok büyük olmaya başladı. Yeni nesil doktorlarımız teknolojiye daha fazla bağımlı ve söyledikleri şey; mobil teknolojiyi kast ederek, bilgi bizim parmaklarımızın ucunda deyip ezbere dayalı bir öğretim metodu istemiyorlar. Bu anlamda, tıp eğitimcilerinin eğitilmesine çok önem verilmeli. Burada Mark Presky’in insanları doğum tarihlerini baz alarak “Dijital Yerliler (1994’ten sonra doğanlar)” ve “Dijital Göçmenler (1994’ten önce doğanlar) sınıflandırmasını düşünürsek, bu konunun ne kadar önemli olduğunu görürüz (Bilindiği gibi 1994’te internet epey yaygınlaşmaya başladı).

ABD’de PDÖ sisteminin kullanımı yaygın mıdır? PDÖ’nün avantaj ve dezavantajları nelerdir?
Yukarıda belirttiğim gibi, PDÖ popülerliğini kaybetmeye doğru gidiyor. Ben 9 Temmuz tarihinde Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde yaptığım konuşmada PDÖ konusuna yer verdim. Aynı şeyleri burada da tekrarlayacağım. Biliyorsunuz PDÖ yeni bir öğretim metodu değildir. 1950’de ilk defa Case Western Reserve Üniversitesinde tıp eğitiminde uygulandı. Daha sonra 1960’ta Kanada McMaster Üniversitesi, 1970’te Kuzey Amerika ve diğer ülkelerde-Maastricht, Hollanda ve 1990’da İngiltere’de Manchester, Liverpool ve Glasgow’da uygulamaya girdi. Şu an Amerika’nın her seviyede çeşitli okullarında hâlâ uygulanıyor. Her eğitim metodunun eksi ve artıları vardır. Her eğitim metodu eğitimcinin onu nasıl uyguladığına dayalı olarak iyi veya kötü sonuç verebilir. Zaten araştırmalar şimdiye kadar hiçbir eğitim metodunun birbirinden üstün olduğunu kanıtlamamıştır. Fakat aktif öğrenme metodu ile PDÖ bunlardan birisi öğretim yapıldığında bilgi öğrencinin aklında daha uzun sureli kalıyor.

PDÖ’nün avantajları:
• PDÖ öğrenciye daha fazla motivasyon ve öğrenmeden zevk almayı sağlar.
• Öğreniciyi tartışmaya çekmek için ilgi çekici/uyarıcı materyaller kullanır.
• Problem gerçek hayata dayalı olarak sunulur.
• Öğrencinin eleştirisel düşünce gücünü yönlendirir.
• Öğrenci grup içinde çalışmak zorundadır.
• Öğrencinin öğrenme ihtiyacını tanımlamasını cesaretlendirir.
• Öğrenme süresini değerlendirmeyi cesaretlendirir.
• PDÖ açık düşünmeye, düşünceleri yansıtmaya, eleştirmeye ve aktif öğrenmeye yönlendirir.

PDÖ’nün zorlukları
• Uygulaması çok pahalı ve çok zaman gerektirir.
• Öğrenciler daha çok geleneksel metotlara alışkınsa sistemin değişmesi onları korkutabilir.
• Standart müfredat programı yoktur.
• Text kitabı yoktur.
• Çok daha fazla çalışmayı ve aktif olmayı gerektirir.
• Moderatör/facilitator sorunun cevabını bilmeyebilir ve grup kontrolünü kaybeder.
• Öğrenciler yüksek standart bilgiye erişemeyebilir.
• PDÖ öğretim görevlilerinin çok iyi eğitimini gerektirir.
• PDÖ’de öğrenciler uzman hocalar ister.
• Konu içeriği uzmanları fazla dominant olabilir.
• PDÖ küçük grup yer ve imkanları gerektirir.
• Öğrencilerin gelişmesini ve öğrenmesini kontrol etmek ve değerlendirmek gerekir.
• Öğrencinin kendi öğrenmesini ve gelişimini kontrol etmesi gerekir.
• Verilen dersin uygunluğu ve öğrencilerin memnun olup olmadığını değerlendirmek gerekir.

Geleneksel olmayan bir öğretme yöntemine geleneksel bir değerlendirme uygun mudur?

PDÖ’yü etkili yapmak için aşağıdaki konulara dikkat etmek gerekiyor:
• Gruplar kozmopolit olmalı.
• Grup uzun süre beraber çalışmalı (en az bir donem).
• Grup küçük olmalı (3-5 kişi).
• Grup üyeleri birbirine destek olmalı.
• Oturum (session) başında ve gerekirse oturum aralarında veya diğer zamanlarda toplanmalı.
• Sınav ve testleri grup olarak gözden geçirmeli.
• Kaynakları, referansları ve kişisel projeleri birbiriyle paylaşmalı.
• Grupta olmayanların yokluğunu hissettirmemeli ve onların boşluğunu doldurmalı.

Kısacası hiçbir zaman eğitimde sihirli bir metot olmadı ve her şey kişinin kullandığı biçimde sonuç verir. Bir metodun eksiğini diğer bir metot kullanarak açık kapatılabilir. Öğretimde çeşitlilik, çok metotlu yöntem çok önemlidir.

Türkiye’deki tıp eğitiminin bugünkü hali ve tartışmalarla ilgili gözlemleriniz neler?
Türkiye’deki tıp eğitimini çok yakından takip edemiyorum, fakat üniversitelerde yaptığım sunumlarım sırasında konuştuğum bazı doktor arkadaşlardan izlenimim, tıp eğitiminde pek çok sorunların olduğunu gösteriyor. Biliyorsunuz, Türkiye’deki politik yapı itibariyle pek çok şey tepeden değişme ile gerçekleşiyor. Durum böyle olunca her şeyi yukarıdan beklemek gibi bir psikoloji oluşmuş durumda. Bunu alt yapılanma (görev başında eğitim, periyodik personel eğitimi ve ekip çalışması ve organizasyonu gibi) ve çalışanlarımıza “Ben kurumumdan ne alabilirim?” değil, “Ben kurumuma ne verebilirim?” felsefesini aşılamakla aşmak gerekir. Olumlu izlediğim bir şey, bazı tıp fakültelerinde mesleki eğitime çok az da olsa bir açılım var. Diğer bir konu, tıp eğitimi ile ilgili araştırmalara çok ihtiyaç var ve bu konuda çok yavaş da olsa bir kıpırdanma var.
Teşekkürler

Kadriye O. Lewis kimdir?

Doç. Dr. Kadriye O. Lewis, Amerika’daki “Cincinnati Children’s Hospital Medical Center”da ögretim görevlisi olarak çalışmaktadır. 1981 yılında Eskişehir Eğitim Enstitüsünden mezun olduktan sonra 15 yılı aşkın Milli Eğitim Bakanlığının çeşitli okullarında İngilizce ögretmenliği ve Eğitim Araştırma ve Geliştirme Dairesi (EARGED)’nde görev yaptı. 1987-88 yılları arasında Edinburg Moray House College’da Linguistik üzerine lisans tamamladı. Masterini 1994-95’te ve doktorasını 1997-2000 yılları arasında Müfredat ve Eğitim geliştirme alanlarını içeren Eğitim Dizaynı ve Teknolojisi üzerine Cincinnati Üniversitesinde yaptı.

Dr. Lewis geliştirdiği Online Masters programının yardımcı direktörü olup, bu programda tıp doktorlarına ve diğer sağlık eğitimcilerine on-line dersler vermektedir. Ayrıca, Cincinnati Children’s ta ögretim görevlilerinin eğitimi ve diğer eğitim projelerinde liderlik pozisyonları vardır (Başlattığı Health Literacy Programı’nın Başkanı; Pediatric Academic Societies için Tıp eğitiminde e-Learning özel grup kurdu ve bu grubun başkanlığını yapıyor). Master programı ve on-line egitim ile ilgili makaleleri olup, ulusal ve uluslararası konferanslarda “workshop” ve sunumlarını aktif bir şekilde yapıyor.

kaynak: medimagazin